İklimde ikinci tur
45 ülkenin Çevre Bakanları ve iklim uzmanları Bonn’da ikinci kez bir araya geldi.
Kopenhag’da yapılan konferansta sadece ülkelerin kendiliklerinden iklimi koruyucu tedbirler almaları hususunda mutabakat sağlanabildi. 2012 yılında süresi dolacak olan Kyoto Protokolü’nün yerine geçecek yeni anlaşma da taslaklaştırılamadı. Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre bu amaçla aralık ayında, Meksika’nın Cancun kentinde yapılacak iklim konferansı öncesi, ülkeler arası güven ortamının yeniden sağlanması ve bir eylem takvimi oluşturması için Bonn’da ikinci kez bir araya gelindi.
Bonn’daki iklim görüşmelerinin ilki nisan ayında gerçekleştirilmişti. Bonn’da liderlerin bağlayıcı kararlar alması beklenmiyor. Görüşmelerin öncelikli hedefi, karbondioksit salınımını azaltmak ve yerküre sıcaklığının artmasına karşı ortak önlemler almak. Almanya Başbakanı Angela Merkel görüşmelerdeki açılış konuşmasında “Yeni bir anlaşmanın zeminini oluşturacak, yerküre sıcaklığının artışını 2 dereceyle sınırlandırma hedefi önceliğini kaybetmedi. Ancak sürekli tartışıp, uygulanması mümkün olmayan teorik düşüncelere zaman harcamanın da anlamı yok” dedi.
Kopenhag’da yapılan İklim Konferansı’nı ‘uluslararası bir pazar yerine’ benzeten gözlemciler tarafından, katılımcı ülkelerin daha az ödün vermek için sürekli pazarlık yapıldığı belirtiliyor. Meksika Devlet Başkanı Felipe Calderon, insanlığın ciddi bir tehditle karşı karşıya olduğunu ve Cancun’da, Kopenhag’da yaşananların tekrar edilmemesi gerektiğini dile getirerek, ihmallerin kötü sonuçlar doğurup, durumun daha karmaşık bir hal alacağını sözlerine ekledi.
Kopenhag’da önerilen tedbirlerin tüm ülkelerce bilindiği halde dikkate alınmaması eleştirilerin başlıca kaynağı. Tüm uyarılara rağmen ülkelerin karbondioksit salınımını azaltma iradesi göstermediğinden söz ediliyor. Yüzyılın sonuna kadar yerküredeki sıcaklık artışının 2 dereceyle sınırlandırılabilmesi için karbondioksit salınımının önemli miktarda azaltılması gerekiyor. İklim bilimcilerin üstesinden gelinebilecek seviye olduğunu belirttikleri 2 derecelik ısınmanın, devletlerin birbirini karşılıklı bloke etmesi yüzünden artık hayal olduğu dile getiriliyor.
ABD Başkanı Baracak Obama’nın enerji yasası askıya alındı. Çin sera gazı emisyonunu azaltmak için ABD’nin ilk adımı atmasını şart koşuyor. Kalkınma halindeki ülkeler ise sanayi ülkelerinin tarihi sorumluluklarından bahsediyor. Ve sanayi ülkeleri de, helle ekonomik kriz döneminde iklimin korunmasının faturasını tek başlarına üstlenmeye yanaşmıyorlar. Bonn’daki ikli diyaloğunda bu düğümün çözülmesi zaten beklenmemekteydi. Petersberg diyaloğu anlaşma da doğurmayacak. Bonn buluşması ola olsa, yedi ay sonra yapılacak olan Cancun’daki dünya iklim zirvesinin de fiyaskoyla sonuçlanmaması için, karşılıklı güven ortamı yaratmaya yarayabilir.
Avrupa'nın iklimle mücadelesi
Avrupa Komisyonu, 1 Nisan’da yaptığı açıklamayla AB çapında sanayi tesislerinin CO2 salınımının 2009 yılında % 11 düzeyinde azaldığını bildirdi.
Avrupa Komisyonu tarafından açıklanan bilgilere göre AB çapında sanayi tesislerinin toplam karbondiyoksit salınımı 2009 yılında 1.887 milyar ton olarak kaydedildi.
Euaroactiv’in haberine göre küresel ekonomik krizin sanayi üretimini ve enerji talebini düşürmesi nedeniyle bu miktar 2008 yılına kıyasla % 11 oranında düşüşe denk geliyor.
Açıklanan bu ciddi düşüş AB’nin iklim değişikliğiyle mücadele için belirlediği tavan hedefinin altında kalıyor.
Avrupalı şirketler bu sayede 80 milyon ton CO2′ye kadar salınım hakkı fazlasına sahip oldular.
Çevreciler, şirketlerin bu dönemde sahip oldukları salınım haklarını 2013 sonrasındaki dönemde kullanmaya kalktıkları takdirde karbon fiyatlarının daha da düşmesinden ve resesyonun devamından endişe ediyorlar.
Komisyon konuya ilişkin nihai raporunu gelecek ay yayımlayacak.
İklim değişikliğini önlemek için
Deutsche Welle’nin evsahipliğinde Küresel Medya Forumu yapıldı. Forumda 18 ülkede yapılan anketin sonuçları açıklandı: İnsanlar iklim değişimi konusunda endişeli ve iklim değişimini önlemek için zararlı alışkanlıklarından vazgeçmeye hazırlar…
Deutsche Welle’nin düzenlediği, iklim değişiminin medyaya yansıması konulu Küresel Medya Forumu sona erdi. Küresel Medya Forumu’nda çıkan en önemli sonuç gazetecilerin iklim değişimi ve etkileri konusunda daha profesyonelleşmesi gerektiği oldu.
Deutsche Welle Televizyon Bölümü’nün Müdürü Christoph Lanz şunları söyledi: “Bu konuda hazırlanan medya haberlerinin daha iyi duruma gelmesi, gazetecilik kalitesinin daha artırılması gerektiğine odaklandık. İklim değişimi çok karmaşık bir konu olduğu için biz medya mensuplarının da kalite standart çıtasını yüksek tutmamız gerekiyor. Bizler yaptığımız işten emin olmalı, insanlar da bizim yaptığımız işe güven duymalı. Sadece kamuoyundaki görüşleri, ruh halini yansıtmak yeterli değil. Sorunları ve çözümlerini araştırmak, buradan çıkacak sonuçları da kullanıcıya, dinleyiciye, izleyiciye sunmaktır burada sözkonusu olan.”
Nitekim konferansa katılan Amerikalı bilimci Naomi Oreskes, bilimcilerin dile getirdiği görüşler ile bunların medyadaki yansımaları arasında çoğu kez çelişki oluştuğuna dikkat çekti. Oreskes, bunun, gazetecilerin bilgi eksikliğinden kaynaklandığına işaret etti. Bu yüzden de iklim değişimini fazla önemsemeyenlerin kamuoyunda çok etkili olduğunu belirten Amerikalı bilimci Oreskes, ‘ancak iklim değişimi bilimsel olarak kanıtlanmıştır’ dedi.
Küresel Medya Forumu sırasında açıklanan, dünyanın dört bir yanındaki 18 ülkeden toplam 13 bin kişi ile yapılmış olan bir anketin sonucu, insanların iklim değişimi konusunda endişeli olduğunu ortaya koyuyor. Diğer bir sonuç daha var; o da, iklim değişimini önlemek için insanların zararlı alışkanlıklarından vazgeçmeye hazır oldukları saptaması. Örneğin birçok kişi, fiyatları yüksek olsa bile çevrenin korunmasını gözeten ürünleri satın almaktan yana.
Öte yandan Bonn’daki Küresel medya Forumu’nun kapanış gününde fotoğraf yarışmasını kazananlar da açıklandı. Çevresindeki iklim değişimine ilişkin belirtileri fotoğraflarla saptayan Hintli Sudipto Das, birincilik kazanan fotoğrafında ırmakta yüzen çocukları gösteriyor. Önce şirin bir görüntü gibi algılanan bu fotoğrafta, çocukların sular altında kalmış bir tapınağın çatısından suya atladıkları farkediliyor.
Foruma damgasını vuran isim ise meteoroloji uzmanı Mannava Sivakumar oldu. Sivakumar şu sözleriyle büyük alkış topladı: “Bu gezegende yaşayanlar olarak daha az ile yetinmeyi öğrenmeliyiz. Daha az ile yaşamayı öğrenmek zorundayız ki, diğerleri de hayatta kalabilsin.”
Üç gün süren ve 54 toplantıyı kapsayan Küresel Medya Forumu’nun son gününde kişisel bazı deneyimler paylaşıldı. Federal Eğitim ve Araştırma Bakanlığı Müsteşarı Georg Schütte, kızına ilişkin yaşadığı bir olayı şu sözlerle aktardı: “Bazen çetrefil konulara açıklık getirebilmek için çocukların dilini kullanmak yararlı oluyor. Birkaç gün önce kızım bana ‘baba, lütfen ışıkları söndür, yoksa kutup ayılarını öldüreceksin’ dedi.”
Ekolojik ayak iziniz kaç numara?
İnsan sürekli doğadan alarak ve geriye atıklarını bırakarak daha ne kadar süre idare edebilir?
Ekolojik ayakizi kavramını, ilk olarak Dr. Mathis Wackernagel, Prof. William Rees ve arkadaşları öne sürdü.Bilim insanlarının akıllarındaki soru şuydu: İnsan sürekli doğadan alarak ve geriye atıklarını bırakarak daha ne kadar süre idare edebilir?
Bu sorunun cevabını bulduklarında, geriye kalan doğal kaynakların ölçüsünün öğrenilebileceğini ve doğanın sürekli tüketilmesini ve tahrip edilmesini önleyecek çözümler üretilebileceğini düşünüyorlardı. Böylece bir insanın atıklarının yok edilmesi de dahil olmak üzere, tüm gereksinimlerini karşılamak için kullandığı biyolojik alanı ölçen bir araç geliştirdiler.
Elde edilen ölçüye de ekolojik ayakizi deniyor. Ekolojik ayakizi, belirli bir toplumun tükettiği kaynakların üretimi ve atıklarının yok edilmesi için gereken, kara ve su alanlarının büyüklüğünü gösteriyor. Ayrıca, farklı insan etkinliklerinin çevre üzerindeki etkilerinin de anlaşılmasını sağlıyor. Üstelik, bu araç sayesinde hangi ülkenin, hangi kentin, hangi ailenin ya da hangi insanın ne kadar biyolojik alan kullandığı konusunda da bilgi elde etmek mümkün. İşin en ilginç ve önemli yanı da bu zaten. Çünkü, ne kadar tükettiğimizi ve tüketimlerimizin nelere yol açtığını bilmenin, bilinçli tüketim alışkanlıkları edinmemize ve tüketim konusunda seçim yaparken daha farklı düşünmemize neden olacağı kesin.
Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF-World Wildlife Fund), Yaşayan Gezegen Raporu’na göre, gezegenimizde kişi başına düşen biyolojik olarak üretken alan 1,9 hektar. WWF’in raporuna göre, sırasıyla Birleşik Arap Emirlikleri, ABD, Kanada, Yeni Zelanda, Finlandiya, Norveç… 8-10 hektar arasında değişen rakamlarla ayakizleri en büyük ülkeler. Ancak, kişi başına 2 hektarın üzerinde alan kullanan 50′den fazla ülke var. Türkiye’nin ekolojik ayakiziyse kişi başına yaklaşık 2,7 hektar.Başka bir biçimde ifade edecek olursak, dünyada herkes kaynakları bu seviyede tüketseydi bizi beslemesi için bir gezegene daha ihtiyacımız olurdu.
Ekolojik ayakizi kavramı, doğa koruma çalışmalarına katkıda bulundu. Ancak tüketim çılgınlığı devam ediyor… Bazıları buna “ekolojik aşırılık” da diyor…
“EKOLOJİK AŞIRILIK” NEDİR?
‘Ekolojik aşırılık’ terimi bir bölgenin ekolojik limitlerinden fazla olan tüketim seviyesini tanımlamak için kullanılır.
Başka bir deyişle, doğal kaynakları uzun vadede sürdürülemeyecek bir şekilde kullanıyoruz.
Bu kavram bir kişinin banka hesabına benzetilebilir. Kısa vadede birikimlerimizi kullanarak ya da kredi çekerek imkanlarımızdan fazlasıyla yaşayabiliriz, ancak buna devam edersek uzun vadede iflas kaçınılmazdır. Bu kişi bir noktada hem sadece kendi imkanlarıyla yaşamak zorunda kalmanın yanı sıra krediyi geri ödemek zorundadır.
Aşırıya kaçma dikkatleri insanların anlayabileceği bir sadelikte, limitleri olan bir dünyada yaşadığımız gerçeğine çekiyor
İnkar etmenin bedeli
Psikologlara göre bir çok insan ”iklim değişikliği”ni kabul etmek istemiyor ve inkar ediyor.
Avustralyalı profesör Clive Hamilton, insanların büyük çoğunluğunun iklim değişikliğini inkar ettiğini söylüyor. Hamilton bu psikolojiyi İkinci Dünya Savaşı öncesinde İngilizlerin ve Almanların psikolojileriyle karşılaştırıyor ve “insanların davranışlarını değiştirebilmenin tek yolu onların korkularını aşmalarını sağlamak” diyor.
Telegraph’ın haberine göre Oxford Üniversitesi’ndeki bir konferansta konuşan Hamilton, insanların üç değişik şekilde reaksiyon verdiğini söylüyor. Bunlar da “inkar, duygusuzluk veya harekete geçme”…
İklim değişikliği konusunda ise, İngiltere’de küçük bir grubun iklim değişikliğini tamamen reddettiğini ve sera gazlarının sıcaklığın yükselmesine neden olmadığın inandıklarını söylüyor. Onlardan daha küçük bir grup ise iklim değişikliğini durdurabilmek için çalışıyor. Bu gruptakiler daha az et yiyorlar, hükümete iklim değişikliği konusunda baskı yapıyorlar ve daha az araba kullanıyorlar.
Profesör Hamilton, insanların büyük bir çoğunluğu ise bu konuyu düşünmek istemiyor, başkalarını suçluyor ve kendi hayatları ile ilgileniyor diyor. Hamilton bu duruma bir anlamda bilim insanlarının neden olduğu görüşünde. Bilim insanlarının verdiği çok sayıda korkutucu bilgi insanları bu konuyu düşünmekten uzaklaştırıyor. “İnsanları bu konuda korkutmamız gerektiği konusunda bir görüş var. Çünkü korkular insanları konudan uzaklaştırıyor. Ancak öyle bir noktadayız ki artık hepimizin bi korkuları aşıp harekete geçmesi gerekiyor.” diyor.
KAYNAK: NTVMSNBC
